Ekibimiz
Çok sesliliği seven bir ekibiz.

Farklı yerlerden geliyoruz ama gitmek istediğimiz yön aynı. Kararları aramızda konuşarak, tartışarak almaya özen gösteriyoruz. Bazen bu işimizi biraz uzatsa da bizim büyük bir acelemiz yok–hızlı kararlardan çok doğru kararların bizi istediğimiz yere götüreceğine inanıyoruz. Ve kendimizi fazla ciddiye almasak da amaçlarımızı ve sorumluluklarımızı ciddiye alıyoruz.

Andrew Merritt ve Paul Smyth Something & Son adında bir sanatçı kolektifi; onlar adını sanat koymadıkları toplumsal projelerle ilgileniyorlar. Bazen şehir merkezinde tarım, bazen insanları biraraya getiren ve huzurlu bir dünyaya taşıyan bir spa. Hep yerel işgücünü kullanarak ve sosyal dokuyu zengin tutma amaçlı. 2014 İstanbul Tasarım Bienali’nde bizim için EK BİÇ KÜTÜPHANESİ adında bir sunum yaptılar–kendileri bizim ilham kaynağımız. Shaul Shaham permakültürcü. Dünyanın birçok yerinde yaşamış, yaşadığı yerleri daha yaşanabilir hale getirmiş. Israf düşmanı, atıkları kullanışlı hale getirme sihirbazı. Bizim EK BİÇ’in başı. Hem hidroponik sistem uzmanı Erol Sinan’ın gözetiminde iç mekânlarımızda kurduğumuz sistemlerde salata yetiştiriyor hem de Taksim’deki arka bahçemizi bir permakültür uygulama merkezi olarak kullanıyor. Yapılabilecek o kadar çok şey var ki–ama Taksim’de alan biraz dar; o yüzden şimdi Akatlar’daki mekanımızın bahçesine, hatta Akmerkez’in çatısına da el atmış durumda. Bir de bu işler grup halinde yapılınca çok daha eğlenceli, o yüzden Shaul hep gönüllü yardımcılar aramakta. YE İÇ’in başında Kürşat Arıt Şef var.  Türkiye’nin profesyonellik standartları en yüksek mutfaklarında yetişmiş ve Head Chef’liğe kadar yükselmiş. Bizde işi biraz daha zor çünkü menümüz çok basit. Hiçbir israfa ve abartıya kaçmadan, hem vücudumuz, hem çevremiz, hem de geleceğimiz için en iyi malzemeleri seçme ve insanlara en sevdikleri, kendilerine en uygun yiyecek ve içecekleri seçtirme peşinde. Sous Chef’imiz Sinan Gökçen Mutfak Sanatları Akademisi’nden, yani bir sanatçı; hem de pastacılık eğitimi var! Alican Gürlersoy içeceklerimizi karıştırıyor, özellikle bitki çayları onun uzmanlık alanı; aynı zamanda da fotoğrafçı. Melis Aran hem mutfağın hem de salata barın pozitif enerji kaynağı; bazen Taksim’de, bazen Akatlar’da, bazen sanki her iki yerde… Zeki Alpan da MSA’dan; İngilizcesi ve Fransızcası’nın yanında bıçak hakimiyetini de konuştşrşyor salata barımızda. Sara Açıkgöz mutfakta ve bahçede aynı derecede rahat hareket edebilen ender kişilerden; şeflerimiz kadar bıldırcınlarımız da ona hayran. Fikriye Arslan da bulaşıkçıbaşımız ama bahçemizde yetiştirdiğimiz en değerli marullarımızı yıkama sorumluluğunu taşıyan da o. Her işe koşan Yasin Bayandur sürekli daha fazla ele ihtiyaç duyan YE İÇ operasyonuna büyük destek; motoruyla paket servise de çıkıyor bazen acil bir sıcak çorba çağrısı geldiği zaman. Ayça İnce bir sosyal bilimci, akademisyen. Kamusal kültür programları üzerinde dersler vermiş, hala da veriyor. Şimdi bir de kamunun yeşile ihtiyacına takmış kafasını–belki kendi yeşile karşı olan büyük hevesinden. Yeni anne, o yüzden şehri daha nefes alınır bir yer yapma konusunda ısrarcı olmakta haklı. Bizim iletişim ve etkinlik programlarımızı yönetiyor, yani PAYLAŞ’ın başı. Haro Cümbüşyan bir sosyal girişimci. EK BİÇ YE İÇ’in kurucularından; kapı komşumuz collectorspace’in de. Şimdi Zürih’te yaşasa da çocukluğu Gezi Parkı’nda oynayarak geçmiş. Buralar tekrar nasıl koşup oynanır hale gelir diye merak edenlerden. Aycan Tüylüoğlu hem her ipin cambazı, hem ipleri ellerinde tutan. Geçmişinde, sanat kurumunda çalışmaktan restoran işletmeye kadar bizim için değerli birçok tecrübe var. Şimdi de işi EK BİÇ’i, YE İÇ’i ve PAYLAŞ’ı birbirleriyle koordine etmek, döngünün çok zorlanmadan dönmesini sağlamak.

Hedeflerimiz
Neden olmasın?

Bugünü keyifle yaşayalım.

İyi yiyelim, iyi içelim, güzel müzik dinleyelim, hoş sohbetler yapalım; doğaya yakın kalalım, doğadan beslenelim, doğada huzur bulalım.

Yarına bilinçli yaklaşalım.

Seçimlerimizi gelecekte daha iyi seçenekler yaratacak yönde kullanalım; yerel üretimi destekleyelim, savurgan tüketimin önüne geçelim; sosyal ve biyolojik çoksesliliği gözümüz gibi koruyalım.

Hepimiz kazanalım.

Sürdürülebilir olmak için para kazanalım, ama kâr etmek tek amacımız olmasın; üreticilerimize ve tedarikçilerimize de kazandıralım, müşterilerimize de, ve belki çoğu varlığımızın farkında bile olmayacak hemşehrilerimizin tümüne de.

Beraber bir fark yaratalım.

Birşeyler yapmak isteyenlere destek olalım, araştıralım, deneyelim; öğrendiklerimizi paylaşalım; minik hayalleri gerçek yapalım ve beraber daha büyük hayaller kuralım.

Heveslerimiz
Bizden paylaşması...

Yediklerimiz içtiklerimiz nereden geliyor, nasıl üretiliyor?

Bu soruların cevaplarını çok net bilmemiz gerekmiyor mu artık?  Sağlığımızı, hayat kalitemizi doğrudan etkileyen konular bunlar…

Olabildiğince yerel, mümkün olduğunca “organik”,  elimizden geldiğince sürdürülebilir üretim diyoruz.

Niye mi yerel? Çünkü yediğimiz sebzelerin, meyvelerin zamanından önce hasat edilmelerini, fosil yakıtlarıyla çevreyi kirleterek binlerce kilometre yol gelmelerini, bir de yolda bozulmasınlar diye ne olduğunu bilmediğimiz (veya gayet iyi bildiğimiz) kimyasallarla korunmalarını istemiyoruz. Niye mi yerel? Çünkü bu sebzeleri, meyveleri yetiştirenlerin hayatlarını bize yakın bir yerlerde kazanabilmelerini, bizim aramızda yaşayabilmelerini değerli buluyoruz; bunu desteklemenin sosyal dokumuzu zenginleştireceğine inanıyoruz.

Organik kelimesini bazen tırnak içine alıyoruz çünkü herkesin dilinde olan, içi boşalmış bir pazarlama taktiğinden değil, o sertifikanın amaçladığı hedeflerden bahsettiğimizi vurgulamak istiyoruz. Kimyasallar yoluyla genetiğiyle oynanmış tohum, kimyasallı gübre, kimyasal pestisit, kimyasal koruyucu kullanmadan, doğaya ve vücudumuza bile bile zarar vermeyecek şekilde üretilmiş sebzeler, meyveler yeme ve yedirme hevesindeyiz. Bu konu tavuk, yumurta, süt ve süt ürünleri için de geçerli.

Yaptıklarımızı sürdürülebilir şekilde yapma konusunda ısrar ediyoruz. Yarın aynı tadı alıp alamayacağımız endişesini yaratmadan üretmek, yarından çalmadan tüketmek istiyoruz.

Yaşadığımız mega şehirde bu hedeflere %100 ulaşamayacağımızın farkındayız. “Yerel” ve “organik” İstanbul şartlarında birbirleriyle çelişen kavramlar, biliyoruz. Ama şartları zorlamaktan başka çare olmadığını da görüyoruz; elimizden geleni yapmaya kararlıyız.

 

Karbon Ayak İzimiz

Yaşadığımız yerkürenin yazgısını dönülmez bir şekilde değiştirmekte olan iklim değişikligi sorununa, insan temelli faaliyetlerin sonucunda salınan sera gazları sebep oluyor. Bir yerden bir yere giderken, evimizde yaşarken ve her türlü tüketimimiz sonucunda harcadığımız enerjinin yani karbon ayak izimizin farkına varmak ve onu azaltmak için gerekli önlemleri almak mümkün. Ulaşımda mecbur kalmadıkça otomobil ve uçak kullanmamak, toplu taşıma ve bisikleti tercih etmek, meskenlerimizde yalıtım yapmak ve enerji tasarruflu makinalar kullanmak, alışveriş yaparken tükettiğimiz her şeyin üretim sürecinde enerji salınımı gerçekleştiğini hatırlayarak minimum ayak izine sahip olanını seçebiliriz.

Gıda tüketimimiz, karbon ayak izimizi azaltmak için kolaylıkla dikkat edebileceğimiz konulardan. Gıdanın uzun yolculuğunda (bir ürünün yetişmesi, hasatı, işlenmesi, paketlenmesi, nakledilmesi ve satışı sürecinde) harcanan enerjinin hesaplanması çetrefilli. Fakat tükettiğimiz ürünlerin menşeini kontrol etmek ve en yakında üretilmişini seçmek önemli bir fark yaratabilir.

EK BİÇ YE İÇ’te sorunun değil çözümün parçası olmak istiyoruz. Bu açıdan mal ve hizmet üretimlerimizi gerçekleştirirken karbon ayak izimizi minimumda tutmak için araştırıyor ve çaba harcıyoruz. Kendi mekanımızda yetiştirdiğimiz salata ve aromatik otlar dışında tedarik ettiğimiz gıdaların üretim yerlerini önemsiyor, mesafe olarak EK BİÇ YE İÇ’e en yakın olan çiftçi veya üreticilerden almayı prensip ediniyoruz. Bu yüzden menümüzde sizlere sunduğumuz ürünlerin menşeine yer veriyoruz. Hem tükettiğimiz gıdanın nereden geldiğini vurgulamak, hem de yerel üreticinin varlığının altını çizmek için. Ayrıca kahve, kinoa vb. memleketimiz ya da içinde bulunduğumuz kıtanın sınırları içinde yetişmeyen ürünlere menümüzde veya raflarımızda yer vermiyoruz.

Etkinliklerimiz
Öğrendiklerimizi paylaşmak ve bizimle bildiklerini paylaşanlardan yeni şeyler öğrenmek için...

Mart 2017

Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31

Projelerimiz

Mega şehrimizde sağlıklı, keyifli ve sürdürülebilir bir yaşam hayali kuruyoruz. Bizimle benzer hevesler paylaşanlarla el ele verip, bizi tüketicilikten üreticiliğe taşıyan projeler ortaya çıkarmak bizi heyecanlandırıyor. Henüz yolun başındayız ama hep beraber başarabileceklerimiz bize umut veriyor.

 

EK BİÇ Kütüphanesi

İlk defa İstanbulluların karşısına, 2. İstanbul Tasarım Bienali çerçevesinde, Galata Rum Okulu’nun apartman boşluğuna kurduğumuz dikey bahçeyle çıktık. Sanatçı ikili Something and Son ile beraber tasarladığımız proje kapsamında,  yaklaşık 300 katılımcı 13 katlı bir kütüphaneye mevsimlik sebze fidelerini ektiler. Okulun çatısından toplanan yağmur suyu damlama su sistemiyle fideleri besledi, apartman boşluğuna kısıtlı şekilde ulaşan kış güneşini floresan lambalar takviye etti. Bienal kapanırken dileyen katılımcılar büyümüş bitkilerini geldi aldı; kalanlarını da beraber biçtik ve çorba yapıp içtik.

 

Atölyeler

Kent ortamını, bilinçli bir tüketicinin değiştirebileceği türlü olasılıklar barındıran bir çerçeve olarak görüyoruz. Bu hevesimizi çoğaltmak için öncelikle kendi mekanımızda sergilediğimiz sistemleri anlatan, tartışmaya davet eden atölyeler düzenliyoruz. Hidroponik sistem tipleri, mantar, filiz, mikro yeşil vb. yetiştiriciliği gibi.

Ayrıca ilköğretim okullarına yönelik sunumlar düzenliyoruz.

Atölyelere katılmak isteyenler, info@ekbicyeic.com adresine e-posta göndererek ayda bir kez gönderdiğimiz bültenimize üye olabilirler. Bizi bu sayfadaki etkinlik takviminden ya da Facebook üzerinden de takip edebilirler, ancak kısıtlı sayıda kontenjanla yapılan atölyelere kayıt olmak için bültene üzerinden haber almak daha garantili.

 

Söyleşiler

Yaparak öğrenmenin yanı sıra deneyimlerden öğrenmek icin yerel üretim, ekolojik tarım ve sürdürülebilirliğin temsilcilerini davet ederek hikayelerini beraber dinliyoruz.

Hikayeleriyle bize ilham ve ümit verenler arasında İstanbul’un çevresinde veya içinde kalan az sayıda çiftlik ve bostanlarda (ekolojik) gıda üretimi yapan çiftçiler, mikro gıda ağları, topluluk destekli tarım yapanlar, bilinçli tüketiciler, geri dönüştürenler, ileri dönüştürenler, gönüllüler ve seyyahlar var.

 

Kütüphanemiz
Okumaktan keyif aldıklarımız...

Kütüphanemizde Sinek Sekiz yayınlarını bulundurmaktan çok mutluyuz.  Bilmeyenler için Sinek Sekiz’i kendi ağzından tanıtalım:

“Merhaba, ben İrem Çağıl. Sinek Sekiz’in yayın yönetmeniyim. Bu ilginç isimli yayınevini 2008 yılında, sürdürülebilir yaşamla ilgili ilham verici bilgilerin yayılıp yaygınlaşmasının gereğine, aciliyetine ve önemine inandığım için kurdum. O zamandan beri, küçük bir ekiple beraber, yayın listemizi oluşturan kitaplar için emek veriyoruz. Şehirde ya da kırsalda besin yetiştirmeyi öğrenmek, çocuklarla beraber dışarıda vakit geçirmek, yaşam alanlarımızı savunmak, ekolojik yerleşkeler tasarlamak, doğumun doğasını anlamak ele aldığımız konulardan bazıları. Yeryüzüyle bağınızı güçlendirmek için herhangi birinden başlayabilirsiniz. İyi okumalar.”

Sinek Sekiz’in kitapları kütüphanemizde karıştırılabilir, bitki çayı eşliğinde okunabilir (çay zorunlu değil tabii), evde okumak için veya tanıdıklara/tanımadıklara hediye etmek için satın alınabilir.

Kütüphanemizde referans olarak kullandığımız, ilham bulduğumuz, okumaktan keyif aldığımız yerli/yabancı kitap ve dergilerden bir seçki de bulunduruyoruz.  Kinfolk, Lucky PeachThe Gourmand bunlardan birkaç örnek.  EK BİÇ YE İÇ OKU!